Cervikalgia (Boyun Ağrısı)

1242

Dünya genelinde en yaygın olan ağrı sendromlarından biridir. İnsanların yaklaşık 3/2’sinde rastlanan bu sendromdan en çok etkilenen kesim orta yaş insanlar veya kadınlardır. Bu ağrının bir kere baş göstermesi, %50-85 ihtimalle tekrarlayacağı anlamına gelmektedir.

Hayat kalitesinin oldukça düşmesine sebep olan bu sendromun tedavisi de, aynı bel ağrısı ve baş ağrısında olduğu gibi oldukça maliyetlidir. Tedavi süreci de maddi ve manevi açıdan emek gerektirmekle beraber, uzun zaman sonuç alınması mümkün olmamaktadır.

Boyun ağrısının (Cervikalgia) Başlıca Nedenleri:

• Omurgada dejenaratif değişiklikler
• Yaşa bağlı rahatsızlıklar ve değişiklikler
• Beslenme problemleri
• Boyun travmaları
• Genetik anomali yapısı
• Bağışıklık sistemi düzensizliği
• Enfeksiyon
• Tümör
• İç organ hastalıkları
• Fibromiyalji
• Psikogenik ağrılar

* Bunlardan en sık rastalananlar ise: osteokondrosis ve osteoartrosis
Yaş ilerledikçe omurga hastalıkları da ilerlemektedirler. Sayılarında da artış olmaktadır. Örneğin boyunda rastlanan osteokondrosis’e dair olan radyolojik bulgular (röntgen bulguları) -diskler arasındaki mesafelerde azalmalar, osteofitler ile omurlar arasındaki eklemlerin dejenaratif değişiklikleri- gösteriyor ki 50 yaş civarında %50, 65 yaş ve üzeri insanlar da ise %75 oranında bu sendrom baş göstermektedir. Ancak son yıllarda genç insanlarda da bu tip problemlerin oranında artış gözlenmektedir. Bu durum da omurganın yaşlanma değişikliklerinin ve patolojik değişikliklerinin anlaşılmasını güçleştirmektedir. Hastalığın yaygınlaşmasına etken olan başlıca faktörler arasında yalnızca yaşın ilerlemesi değil, hareketsiz yaşam, devamlı gergin kalan boyun kasları, uzun saatler bilgisayar başında çalışmalar, travmalar (örn: trafik kazaları), stres, depresyon ve sinir sistemindeki diğer gerginlikler de yer almaya başlamıştır.

Boyunda olan rahatsızlıkların içinde rastlanan “donuk ağrı” (her zaman ve çok değil) için aciliyetin daha az olduğunu söylemek mümkündür. Bu tip ağrıların çoğu tek tarafta ve boynun arkasında bulunmaktadır. Göz ile görülebilecek şekilde boyun kasları gergin olmakla beraber, boyun ve omuz kısımlarında hareketler de kısıtlanmaktadır. Yaygın boyun ağrıları çoğunlukla uyandıktan sonra veya uzun zaman rahatsız pozisyonda kalındığında başlamakta, hareket ederken artmakta, stabil pozisyonda ve sıcakta ise azalmaktadır.

Fıtıklar, protruzyon, osteofit, kalınlaşmış omurga bağ dokuları ve diğer yaşa bağlı dejeneratif değişiklikler nöral kanalı daraltabilmekte ve omurilikte sıkışmaya sebep olabilmektedir (myelopati). Myelopati (omurilikte sıkışma) yavaş gelişir ve ağrı sendromu olmaz.

Parestezi diye isimlendirdiğimiz sendrom da ise kollarda ve bacaklarda uyuşmalar baş gösterir, güçsüzlük ve beceriksizlik oluşturmaya başlar. Radikulopati diye isimlendirdiğimiz sinir boyunca ağrı anlamına gelen sendrom ise spinal sinir kökünde sıkışma ve tahriş olduğu zaman oluşmaktadır. Fıtıklar ve protruzyonlar bu sendromun en sık rastlanan sebeplerindendir. Bu sendrom en çok alt servikal omurgayı etkiler.

Hem kronik hem de akut boyut ağrısının ana sebepleri arasında omurlar arasındaki eklemler ve disklerdeki travmalar (yaralanmalar), kaslar, bağ dokular ve omurga kemikleri arasındaki travmalar gösterilebilir. Örnek olarak trafik kazalarında en sık rastlanan omurga yaralanması olarak “kırbaç darbesi” – Whiplash gösterilebilir. Yaralanma mekanizması ise şu şekilde işlemektedir: Bu yaralanma türünde omurga iki aşamalı keskin bir harekete maruz kalmaktadır. Arkadan gelen darbe aniden hiperekstansiyon yaratır ve hemen sonrasında gerçekleşen öne veya arkaya eğilme ile omurga zarar görür. Bu şekilde yoğun ve üst üste gelen hareketler omurlar arasındaki eklemleri yaralar ve etrafındaki kaslara, bağ dokulara, disklere ve spinal köklere de zarar verir. Bu tür yaralanmaların belirtileri bir gün içerisinde gelişebilir: boyunda ve omuzlarda ağrılar baş gösterir, baş hareketleri kısıtlanır, mevcut ağrı baş arkasına, kollara ve kürek kemikleri arasına da vurmaya başlar. Zaman zaman göze de yansıyan uzun süreli baş ağrısına, baş dönmesi ve mide bulantısına da dönüşebilen bu hasarın daha bir çok sonucu vardır. Kronik boyun ağrısı, baş dönmesi, posttravmatik osteoartozis, bulanık görme gibi…

Yoganın kronik veya akut ağrıları iyileştirme konusunda kanıtlanmış sayısız faydası bulunmaktadır. “The Journal of Pain”, 2012 yılında İyengar Yoga metodunun kronik boyun ağrıları üzerindeki etkileri ile ilgili araştırma sonuçlarını yayınlamıştır.

(«The Journal of Pain», vol.13 No 11/November/ sayfa.1122-1130, link üzerinden ulaşabilirsiniz: http://www.jpain.org/art…/S1526-5900%2812%2900779-1/abstract Ve «Yoga Rahasya», vol.20 No 1, 2013 sayfa. 65- 72 )

Berlin Tıp Üniversitesi ile Berlin’deki İyengar Yoga Enstitüsü’nün ortaklaşa gerçekleştirdiği araştırma, Sri B.K.S. Iyengar danışmanlığında tamamlanmıştır. 9 hafta boyunca düzenli İyengar Yoga uygulamalarına maruz kalan hastalarla, kontrol grubunu temsilen standart egzersiz programına maruz bırakılan hastalar karşılaştırılarak araştırma sonuçlarına ulaşılmıştır. Yapılan araştırmaya kronik boyun ağrısı hisseden 18-60 yaş arası 77 kişi, en az 3 ay boyunca uygulanan programa tabii olarak katılım göstermiştir. Ölçek olarak 100 mm ölçek kullanılmıştır: “0-ağrısı yok, 100-max ağrısı var”. Araştırmanın başlangıcında bütün katılımcılar kendi ağrılarını 40 mm’dan daha fazla olarak bildirirmiş ve boyun omurgasındaki hareketlilikte ağrılı kısıtlanma olduğunu belirtmişlerdir. Ayrıca araştırma sırasında “fiziksel zorlanmadan kaynaklı ağrı” ile “dinlenme ağrısı” da test edilmiştir. Katılımcıların 38 tanesi İyengar yoga uygulamalarına katılmış, geri kalan 39 kişi ise standart egzersiz programını uygulamıştır. İyengar Yoga uygulamalarında boyun ağrısının tedavisi için özel program kullanılarak, her uygulama bir öncekini takip edecek şekilde düzenlenmiştir. İyengar yoga uygulamalarına maruz kalan test grubu haftada bir gün 90 dakikalık grup çalışmalarına katılmış ve bütün katılımcılar haftada 2-3 gün belli bir kaç duruşu şahsen uygulamışlardır (ev ödevi gibi). Katılımcıların bireysel olarak yapması gereken duruşlar katılımcılara detaylı açıklanmıştır. Sonuç olarak da 9 haftanın sonunda İyengar Yoga uygulamalarıyla çalışan katılımcıların, standart egzersiz programına maruz kalan katılımcılara kıyasla çok daha fazla iyileşme gösterdiği tespit edilmiştir. İyengar Yoga yapan grupta ağrı ölçüsü ortalama 44.3’ten 13.00’a düşerken, standart egzersiz programına tabii tutulan grupta 41.9’dan 34.4’e düşmüştür. İyengar Yoga uygulamalarında ise, uygulamalar esnasında ağrı dereceleri 53.4’ten 22.4’e kadar düşerken, standart egzersiz uygulamaları esnasında 49.4’ten 39.9’a düşüş olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca İyengar Yoga uygulamalarını hayatına sokan gruptaki insanlar, seansların ardından ağrıların uzun zaman geri gelmediğini, hareket özgürlüklerinin arttığını ve yaşam kalitesinde, psikolojik konforlarında da hissedilir artış yaşadıklarını belirtmişlerdir. Bu araştırma İyengar Yoga’nın terapi etkisini ispat etmiştir.

Doğru Yoga Stüdyosu
Tel: 0 506 179 29 96